Sayfa Yükleniyor...

theatrum-2-1280x853.jpg

YETİŞKİNLERİN ÇOCUK TİYATROSU İLE SINAVI

 

“Okulöncesi eğitim kurumunda okulun tüm çocukları bir arada… Çocukların yarısı, sandalyede, yarısı yerde… Dip dibe kucuş kucuş oturuyorlar… Öğretmenler ellerinde telefon,  etkinliği belgeleyerek sosyal medyaya  servis etmek  için hazırlar… Oyuncular peluştan yapılmış kostümleri/askılı pantolonları, kızartılmış ve çil konmuş yanakları, iki kuyruk yapılmış saçları, belki de sakalları ile hazırlar… Hatta o kadar hazırlar ki; kendi aralarında şakalaşıyorlar… Oyun başlıyor… Çocuklar gülmeye hazır… Gülmek için bekledikleri hareket komikleri, kandırmaca anlar olmasa bile gülüyorlar… Çünkü tiyatro demek sadece gülmek demek… Oyuncular çocukları memnun etmek için bedensel ve dil gelişimini tamamlayamamış çocuk taklidi yapmaktan heder oluyor… Abartılı jest ve mimikler, yersiz vurgulardan oluşan replikler… Oyunun sergilendiği mekanda sürekli bir hareket… Düzenli olarak şışşşşşşt!  diyerek uyaran yetişkinler… Sürekli girip çıkan okul personeli, tuvalete götürülen- getirilen çocuklar… Oyun devam ederken, sahneye dalıp özçekim yapan öğretmenler… Çocukların ilgisini çekmek ya da interaktif(!) tiyatro yapmak için çocuklara yöneltilen; sadece evet/hayır yanıtını verebilecekleri sorular… “Büyümek için sebze yemek şarttır”, “Büyüklerin sözünden çıkarsak başımıza çok kötü işler gelir” gibi bir mesajı altını çize çize vermenin mutluluğuyla biten oyun… Oyunun bitmesinin hemen ardından hareketlenen ve büyük bir gürültü ile sınıflara dağılan çocuklar… Değil oyunu değerlendirmek, teşekkür etmeyi bile unutan  öğretmenler… Okul için kaldığı yerden devam eden hayat… Tiyatro grubu için sıradaki okul…”

Tiyatro gruplarının okullardaki gösterimlerinden yapılan bu gözlemler;  çocuk tiyatrosu üzerine tüm tarafların (tiyatrocular, eğitimciler ve ebeveynler)  özeleştiri yapmasını, sorumluluk alması gerektiğini ortaya koyuyor.  Nitelikli işler yapan tiyatrolar ve bu süreci etkin ve işlevsel biçimde düzenleyen okullar elbette bu yazının öznesi değil.

Daha yaşanılır bir dünya isteyen herkes;  yaratıcı, üreten, sorgulayan, düşünen, kendini ifade eden, özgüvenli, özsaygılı, özdenetimli bireyler yetiştirilmesi gerektiğini ifade eder. Ancak bunun için en önemli araçlardan olan sanat ve sanat eğitimine hak ettiği değer verilmez.  Yaratıcı drama, halkoyunları, satranç, müzik, seramik, spor vb. gibi alanlar eğitim politikaları gereği okullarda giderek azalırken, yerini koruyan alanlardan birinin çocuk tiyatrosu olması sevindiricidir. Rağmen niteliği açısından ele alındığında koca bir sorun olarak karşımızda durur.

Özel ya da devlet hemen hemen her okul çocukları en az senede bir kez tiyatro ile buluşturur. Ancak bu buluşmalar nitelik açısından tartışılır olduğu için çoğu zaman görülmeyen bir soruna dönüşür. Çocukları sanatla buluşturuyor olmanın sorumluluğunu hiç üstüne almadan;   kontrolü olmadığı için kolay yoldan para kazanmak ve pastadan pay almak için mantar gibi çoğalan korsan ya da merdiven altı tiyatro grupları, niteliksiz iş yapan tiyatrocular ve çocuk tiyatrosu yapmayı daha statüsüz gören profesyoneller bu sorunun taraflarından sadece biridir.  Tiyatrocular özellikle teknolojinin hayatımızın orta yerine girmesiyle pek çok uyarıcı ile karşılaşan günümüz çocuklarının ilgilerinin değiştiğini rakiplerinin teknolojik oyunlar olduğunu bilmelidir. Estetik gelişimin bu yaşlarda başladığını algı ve duyularının yetişkinlerden çok daha açık olduğu unutulmamalıdır. Onların karşısına; bu bilgilerle nitelikli oyunlar ve yetişkinlere oynadıkları gibi oyunculuklarla çıkmalıdır.

AVM’de oyunlarını sergileyen özel bir çocuk tiyatrosuna çocuğunu götüren bir velinin anlattıkları dehşet verici; çocuk oyundaki ışık, ses ve metinden kaynaklı o kadar çok korkmuş ki izlediği bu oyun nedeniyle tiyatrodan nefret ediyor, tiyatro kelimesini duyduğunda bile ağlamaya başlıyor. Talihsiz spesifik bir durum diyerek geçiştirelemeyecek kadar önemli bir yaşantı.  Bir çocuğa bunu yaşatmaya kimin hakkı var? Onun yaşadıklarından kim sorumlu olacak? Kaldı ki bu sadece bilinen bir durum, ya bilinmeyenler…

Tiyatrocular (Metin yazarı, yönetmen, oyuncu, müzikçi, ışıkçı, kostümcü vd.) niteliksiz işlerden çocukların nasıl etkileneceği hesaplamak,  eğitsel, sanatsal, estetik kaygıları taşımak zorundadır.  Hepsinden önemlisi, geleceğin seyirci belki tiyatrocusu olacak çocukların tiyatro ile ilişkisinin sağlıklı başlaması için vicdanları hep devrede olmalıdır.

Çocuk tiyatrosu konusunda sorumlu olan diğer taraf ise okul yöneticileri ve öğretmenlerdir.  Öncelikle nitelikli çocuk tiyatrosu nasıl olmalı sorusuna yanıt verecek donanımda olmaları beklenir. Ancak bu konu; eğitimcilerin neredeyse hiç gündemine girmez, girse de öncelikleri arasında yer almaz.  Nitelikli çocuk tiyatrosu ölçütlerini belirleyebilmek için yollardan birisi bolca oyun izlemek, dağarcığı geliştirmektir. Öğretmen adaylarının ve öğretmenlerin iş edinerek çocuk tiyatrosuna hatta tiyatroya gitmedikleri dolayısıyla seçim konusunda gelişmiş rafine bir algılarının oluşamadığı gözlemler arasındadır.   Okula gelen oyunda karar verici konumunda olan okul yöneticisi ise oyunun niteliği ile hiç ilgilenmez. Özellikle devlet okullarındaki yöneticiler açısından tek ölçüt oyundan okula gelecek maddi katkının miktarı olur.  Yeteri kadar katkı alınca okulda tiyatro aktivitesi yaptık demek yeterli gelir.

Bir diğer sorumlu taraf çocuklar adına izlenecek oyunları seçen, tiyatroya götüren anne babalardır. Tiyatro izlemeyi bir sanatsal etkinlik gibi görmekten çok boş vakit aktivitesi olarak gördüğünden seçici davranmaz.  Oyundan sonra eleştirel bakış açısını ortaya koyacak herhangi bir hamle yapmaz. Çocuğunun iyi bir sanat alımlayıcısı olma konusunda altın çağda olduğunun ve bu zamanların boşa  akıp gittiğinin farkında değildir.

Sonuç olarak çocuk tiyatrosu “çocuklar” dışında tüm tarafların olumsuz katkılarıyla ülkemizde yapılan birçok iş gibi nicel bakış açısıyla sürüp giden, özensizliğin meşrulaştığı bir gelenek haline dönüşür.

Tiyatro dolayısıyla sanatla iletişim çocuklukta başlayıp, okulda gelişerek tüm yaşamı kapsadığından sorumluların tiyatro sanatının çocuklar üstündeki etkisini doğru kavrayarak, sorumluluklarını yerine getirmeleri kaçınılmazdır.    Çocuk tiyatrosu yapmayı düşük statülü bir iş gibi gören tiyatrocularında ileride onları izleyecek seyirciye şimdiden yatırım yapmaları gerektiğini hep hatırlamalıdır.  Muhsin Ertuğrul’un ifadesiyle “Bugünün çocuğu, yarının genci, ilerinin aydın seyircisidir”.

Çocuk tiyatrosu çocuk gelişimi, çocuk edebiyatı, çocuk psikolojisi, yaratıcı drama ve tiyatro gibi pek çok alanın uzmanlığını gerektiren tam bir sevgi ve emek işidir.  Olması gerektiği gibi yapıldığında, seyirci yaş grubu açısından alt sınırını belirlemek yeterli olur ve izlemek her yaştan seyirciye haz verir. Çocuk tiyatrosunu çocuklarda eleştirel bakış ve yaşadıkları dünyaya dair farkındalık kazanabilecekleri bir çizgiye taşımak için tiyatro pedagojisi çalışmaları etkin ve yaygın biçimde yapılmalıdır. Henüz ülkemizde yok denilebilecek sınırlılıkta olan tiyatro pedagojisinin yaygınlaşması içinde örgütlü bir çalışmaya ihtiyaç olduğu ortadır. Sorunlara yaptırımı olacak biçimde kurumsal bir örgütlenmede sadece tiyatrocuların değil, eğitimcilerin ve ebeveynlerin de yer alması gerektiği unutulmamalıdır!

Blm. Uzm. Ö.Özlem Gökbulut

Okulöncesi Eğitimcisi